MUHLİS AKARSU
Anadolu irfanının yirminci asırdaki en naif, en içli ve dertli avazlarından biri olan, sinesinden koptuğu toprakların hüznünü bağlamasının her tınısına nakşeden ulu halk ozanı Muhlis Akarsu, 1948 senesinde Sivas vilayetinin Kangal kazasına bağlı, buram buram gelenek kokan Minarekaya köyünde dünyaya gözlerini açtı. Fani ömrünü halkın vicdanına, sevgiye ve barışa adayan ozan; takvimler 2 Temmuz 1993 tarihini gösterdiğinde o meşum Sivas Madımak Oteli katliamında, ömrünü ve gönlünü birleştirdiği aziz eşi Muhibe Akarsu ile beraber şehit edilerek Hak'ka yürümüştür. Kısa fakat fırtınalı ömrü boyunca Türk halk müziği hafızasına yüzlerce plak, uzunçalar (LP), kaset ve asırlar boyu dillerden düşmeyecek sayısız deyiş ile nefes armağan etmiştir.
İlk mektep tahsilini doğup büyüdüğü Minarekaya köyünde tamamlayan Akarsu, çocukluk yıllarından itibaren mensubu olduğu o asil Alevi-Bektaşi kültür dairesinin, irfan meclislerinin derin tesiriyle henüz parmakları perdelere ufak gelirken bağlama çalıp söylemeye başladı. Ortaokul tahsiline devam etmek üzere Malatya yollarına düşmüşse de fani dünyanın getirdiği çetin maddi imkansızlıklar ve geçim gaileleri sebebiyle ikinci sınıftayken okul sıralarına hüzünle veda etmek mecburiyetinde kaldı. Mektepten ayrılsa da kalemin ve kelamın izini bırakmayan genç Muhlis, bu zorlu dönemden itibaren ruhundaki yangını şiirlere döktü; derinlikli deyişler ve ezgili nefesler vücuda getirdi. Akranlarından sıyrılan duru hançeresi ve saz hakimiyetiyle, inanç dünyasının serçeşmesi olan Alevi cemlerinde dervişane bir adanmışlıkla uzun yıllar zakirlik vazifesini icra etti.
Takvimler 1970 senesini gösterdiğinde, sanatını ve sinesindeki dertli avazı daha geniş kitlelere ulaştırabilmek adına imparatorluğun eski payitahtı, müziğin kalbi İstanbul'a göç etti. İstanbul'a gelişiyle birlikte müzik piyasasında fırtınalar estirecek olan o ilk plağını, ilk albümünü müzikseverlerin beğenisine sundu. O, her şeyden evvel "yaratılanı severiz yaratandan ötürü" düsturuyla, insan sevgisiyle yola çıktı ve bu evrensel muhabbeti hayatı boyunca kendisine sarsılmaz bir yol, kutsal bir rehber edindi. 1972 senesinde hayatının en büyük dayanağı, yoldaşı olacak olan Muhibe Hanım ile dünya evine girdi ve bu mübarek, vefalı izdivaçtan yuvalarına neşe katan üç kız evladı dünyaya geldi.
Muhlis Akarsu'nun sanatsal dehasında ve saz çalma tavrında, çağdaşı olan bir diğer ulu çınar Aşık Mahzuni Şerif'in sarsıcı izleri ve üslup yansımaları açıkça görüldü. Sanat hayatının ilk dönemlerinde uzun bir zaman Mahzuni'nin o toplumsal başkaldırı kokan deyişlerini çalıp söyledi. Lakin bunu yaparken kendi özünü, beslendiği kadim kökleri de asla unutmadı. Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet gibi asırlık Alevi ozanlarının dillerdeki kutsal deyişlerini, o yüzyıllardan süzülüp gelen geleneksel tavır ve otantik kalıpları zerre kadar bozmadan, aslına sadık kalarak pürüzsüz bir berraklıkla seslendirdi.
Sanatçı kimliğinin yanı sıra hayatın o meşakkatli çarkları arasında da vakurla dönen Akarsu; bir dönem İstanbul'un Sanayi Mahallesi'nde halkın takdiriyle muhtarlık vazifesini üstlenmiş, lokantacılık yapmış, müzik prodüktörlüğü, kağıt imalatı, restoran ve kafeterya işletmeciliği ile klip-kaset yönetmenliği gibi ticari ve sanatsal birçok iş kolunda rızkını arayarak helal lokmasının peşinde koşmuştur.
Türk halk müziğinde bir devrim niteliği taşıyan ve bağlamanın asil tınısını çok sesli bir koro vakarıyla dünyaya duyuran efsanevi "Muhabbet Grubu"nun fikir babası ve mimarı bizzat Muhlis Akarsu olmuştur. Türk müziğinin zirve şahsiyetleri; Muhlis Akarsu, Yavuz Top, Musa Eroğlu ve Arif Sağ'dan teşekkül eden bu muazzam kadro, halk müziğinde bir çağ kapatıp yeni bir çağ açtı. 1982 ila 1988 yılları arasında müzik piyasasını sallayan ve toplam yedi seri olarak oluşturulan o abidevi "Muhabbet Serisi" albümlerinin, maruz kaldığı bazı engeller sebebiyle sadece bir tanesinde yer alamadı, diğerlerinin ise her birine o yanık avazıyla mühür vurdu. Her yıl Alevi-Bektaşi topluluğunun kültürel, sanatsal faaliyetlerine, anma törenlerine ve cemlerine hiçbir maddi kaygı gütmeden koşan ozanın yaktığı türküler, müzik dünyasının dev isimleri tarafından defalarca okundu. Bilhassa halk müziğimizin ulu sesleri Belkıs Akkale ve Sabahat Akkiraz gibi sanatkarlar, Muhlis Akarsu'nun sinesinden kopan o ciğer yakıcı deyişleri ve kırık havaları seslendirerek kitleler tarafından tanınmış ve meşhur olmuşlardır. Devletin resmi yayın organı olan TRT arşivlerinde, bugün onun süzgecinden geçmiş ve tescillenmiş elliden fazla nadide eseri birer kültür hazinesi olarak muhafaza edilmektedir.
Muhlis Akarsu, vücuda getirdiği o eşsiz eserlerinin pek çoğunda evrensel "aşk" ve "muhabbet" konusunu en yüce perdeden işlemiştir. Onun sinesindeki bu mukaddes aşk bazen Şah-ı Merdan Ali, bazen gönlünü düşürdüğü sadık bir yar, bazen de dost meclisinde diz kırdığı hakiki canlar olarak tecelli etmiştir. Akarsu, şiirlerinde kimi zaman insanı öğüten zalim feleğe sitemle çatar, kimi zaman gurbetin o dertli, soğuk iklimine içerleyerek gözyaşı döker. Bazen de toplumsal bir başkaldırının bayraktarı olarak köleliğe, haksızlığa, sömürüye ve yoksulluğun getirdiği çaresizliğe karşı sazını bir kalkan gibi kuşanıp haykırır.
Fakat onun bu dik duruşu, kelamını eğip bükmeyişi dönemin sancılı siyasi atmosferinde muktedirleri rahatsız etti. Takvimler 12 Eylül askeri darbesinin o karanlık dönemini, 1980 yılını gösterdiğinde, feryat ettiği toplumsal içerikli türkülerinden ve fikirlerinden ötürü ozana hapishane yolları göründü. Üç yıl boyunca cezaevinin o soğuk duvarları arasında, en büyük hakkı olan özgürlüğünden ve dert ortağı bağlamasından uzak, çileli bir mahkumiyet hayatı yaşadı.
Kara bahtlı takvimler 2 Temmuz 1993 cuma gününü gösterdiğinde, Sivas'ta düzenlenen Pir Sultan Abdal şenliklerine katılmak üzere gittiği topraklarda, cehaletin ve yobazlığın çıkardığı o meşum Madımak Oteli yangınında; canından çok sevdiği eşi Muhibe Hanım ile birlikte Hasret Gültekin, Nesimi Çimen, Asım Bezirci, Edibe Sulari ve Metin Altıok gibi nice aydın, sanatkar ve gencecik yetenekli fidanla beraber feci şekilde hayata gözlerini kapayarak şehadet şerbetini içti. Bugün Muhlis Akarsu; sinesinden kopan "Karnı Büyük Koca Dünya", "Dert Keder Küçükten Beri" ve "Böyle Olur mu" gibi asırlık feryatlarıyla, Anadolu insanının haksızlığa karşı çarpan gür vicdanı ve halk müziğimizin sönmeyecek, küllenmeyecek en asil, en mazlum meşalelerinden biri olarak kültür tarihimizin en müstesna başköşesinde bir çerağ gibi sonsuza dek parlamaya devam edecektir.
KAYNAK : https://www.turkudostlari.net/kimdir.asp?kim=76